19 Temmuz 2012 Perşembe

Nasıl Süper Kahraman Olunur?


Her yazımın başında olduğu gibi, sizi uyarmakta büyük fayda görüyorum.Uzunca bir süre boyunca bu blogda okuyacağınız birçok şey saçmalığın daniskasından ibaret olacak.Ara ara gerçek dünyaya döneriz belki ama bu aralar bu bloga yazılacak tüm cümlelerin amacı süper kahraman olmak isteyen siz yeni yetmelere (bir önceki cümlemle beraber okumayı bırakmamış olanlara...) tünelin sonundaki ışığı göstermek amacıyla yazılacaktır.

Yine bu uzun, acı dolu ve rahatsız edici yolculuğa başlamadan önce bir konuda daha anlaşalım.Bizim memlekette kahraman olarak nitelendirdiğimiz karakterlerin fena halde yanıldığı bir konu var ve bana şimdi değilse bile sizinle işim bittiğinde hak vereceğinize inanıyorum.

"Kahraman doğulmaz, kahraman olunur."

Eğer bu cümleyi okumaya başladıysanız, zaten okumayacağınız EULA'mı kabul etmişsiniz demektir.Bu blogla işiniz bittiğinde elinizde avucunuzda ne varsa alabileceğimi yazan bir made var 971. sayfasında.Siz bu detayı boşverin tabi ki, işimize bakalım.Önümüzdeki yazıcıklar serisi boyunca süper kahramanlığın inceliklerini tartışacağız.Henüz konu başlıklarımı net olarak belirlememiş olsam da bu blogla işiniz bittiğinde aşağı yukarı şu soruların cevaplarını biliyor olacaksınız ; 

  • Süper güçler nasıl edinilir, nerelerden bulunur?
  • Süper güç edinmeye çalışılırken nasıl hayatta kalınır?
  • Süper kahraman olmak için kendimizi nasıl motive etmeliyiz?
  • Süper güçlerim var, ille de kahraman olmak zorunda mıyım?
  • Güzel kadınlarla yatmaya ne zaman başlayabilirim?
  • Güçlerimi kullanmayı nasıl öğrenebilirim?
  • Ne gibi alet edevatlara ihtiyacım var?
  • Bu iş bana ne kadara patlar?
  • Kimliğimi gizli tutmak zorunda mıyım?
  • Tutuyorsam nelere dikkat etmeliyim?
  • Kostüm işini nasıl halledeceğiz lan?
  • Süper kahraman olmanın görgü kuralları var mıdır?
  • Başka kahramanların bana görmemiş demesi için neler yapmalıyım?
  • Etrafta bu kadar süper insan varken nasıl hayatta kalırım?
Bunlar ilk 3 saniyede aklıma gelen sorular.Bu soruların ve daha nicelerinin cevapları 3 vak'te kadar bu blog'da olacak.Sen ne anlarsın ki diyecekler de olacak elbet aramızda.Unutmamalılar ki nasıl zengin olunur ya da nasıl daha iyi bir insan olunur tarzı kitaplar yazanlar da zengin ya da mükemmel insanlar değiller.Daha önce de belirttiğim ama sizin görmezden geleceğiniz gibi, ben muhteşem EULA 'm sayesinde sizden alacaklarıma bakarım.

5 Temmuz 2012 Perşembe

The Amazing Spider-Man


Yazıma başlamadan önce bir konuda baştan anlaşalım.Az sonra okuyacaklarınız büyük ihtimalle gördüğünüz göreceğiniz en büyük Spider-Man hayranlarından birinin cümleleri.Az sonra okuyacaklarınız Spider-Man'in 50 yıllık geçmişinin aşağı yukarı %60'ını hafızasında bulunduran bir hayranın cümleleri.Yazım biraz negatif bir tavır sergileyecek olsa da filmin kötü,vasat ya da bu tarz kelimelere tanımlanabileceği anlamına gelmiyor.Aksine "ultimate" süper kahraman filmi olmak için ihtiyaç duyduğu herşeyi taşırken orta/iyi seviyede kalmış olmasına sitemdir sadece.Örümceğimin yarasayı tokatlamasını istemek en doğal hakkım değil mi en nihayetinde?

Süper kahraman filmleri ile ilgili 3-5 cümle karalayacağım zaman bu cümlelerden en az biri başroldeki elemanın oyunculuğunun pek bir boka yaramadığı üzerine olurdu mutlaka.Bu döngüyü kırmayı başarabilen yegane film Fassbender ve McAvoy'lu X:Men First Class'tı, Webb'in Spidey'si ise işi bir adım daha ileri götürüyor.Andrew Garfield durduk yerde süper güçler kazanan çocuktan süper kahramana geçişini gerek vücut diliyle, gerek mimikleriyle, gerek sesiyle muazzam yansıtıyor perdeye.Araba hırsızı sahnesindeki "garip" duruşu ile final sahnesindeki "epik" duruşu arasında dağlar taşlar kadar fark var ki, Tobey Maguire'ın Spidey'si 3 film boyunca hep aynı duruştaydı.

Emma Stone Gwen rolünde döktürdü mü, iyi miydi, kötü müydü karar veremedim.Perdede o kadar güzel, o kadar büyüleyici görünüyor ki Emma, oyunculuğu üzerine fikir yürütmeye zaman bulamıyor insan güzelliğini övmekten.Hele hele Andrew Garfield'la bir araya geldiklerinde perdeye yansıttıkları bir elektrik var ki, fiziksel olarak salona yayıldığını iddia edebilirim.Daha iyi süper kahraman filmleri çekilebilir, daha epik ilişkiler yaşanabilir ancak Andrew ve Emma'nın yakaladığı uyum an itibariyle gelmiş, geçmiş ve gelecek en iyi süper kahraman çiftini yaratmış.Marc Webb'e ve Bendis'e teşekkürü borç bilirim.Tobey ve Kirsten'ın da kulaklarını çınlatırım.

Filmin bir başka artı puanı da aksiyon sahneleri.Üçüncü boyutun ve teknolojinin her türlü nimetinden yararlanıyor Spidey.Bu filmi IMAX'te izlemeyecekseniz filmin yarısını falan kaçırıyorsunuz demektir.Akıcı animasyonlar, video oyunlarından görmeye alıştığımız hareketlerle Webb çok ideal bir Spidey profili çizmiş aksiyon sahneleri için.Fakat açık ve net olarak söylemeliyim ki koreografi konusunda Sam Raimi'den öğrenmesi gereken çok ama gerçekten çok fazla şey var.

Bunlar filmle ilgili okuyacağınız yegane olumlu cümlelerdi.Şimdi bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım...


Film ilk eksi puanını müziklerden alıyor.Fragmanlarda tercih edilen müzikler ne kadar vurucu, ne kadar adrenalin pomplamaya meyilli ise, film boyunca kullanılan müzikler de bir o kadar iğreti duruyor.Eğer müziğe benim kadar önem veriyorsanız olduk olmadık yerlerde filmden kopup "bu şarkıyı niye buraya koymuşlar lan?" sorusunu sorabilirsiniz kendinize.Sevgili Webb, 500 Days of Summer'da The Smiths'le kazandığın bütün artı puanları siliyorum Spidey ile beraber.

İkinci ve en büyük eksi puanımız ise malesef filmin kötü adamından geliyor.Sam Raimi ilk filmi çektiği günden beri Lizard'ın mükemmel bir kötü adam olacağından bahsedip duruyordum.Curt Connors'ın empati kurulabilir bir karakter olduğundan ve Richard Parker muhabbeti ile birleştirildiğinde Peter'a bir baba,önder figürü olabileceğinden bahsediyordum.Bu ilişkinin filme ve Lizard/Spidey kapışmasına büyük derinlik katabileceğinden de bahsediyordum ama...
Görünüşe bakılırsa Webb elindeki karakteri ve Rhys Ifans gibi bir yeteneği malesef harcamış ve Curt Connors'tan biraz basit bir Doc Ock klonu çıkarmayı uygun görmüş.Son derece yüzeysel bir deli bilim adamı profili çizmişler Connors için.Üzücü.Kötü adam nasıl yaratılır, nasıl yetiştirilir konusunda da Webb'in Sam Raimi'den öğrenmesi gereken şeyler var (Spider-Man 3'ü hepimizin hafızalardan sildiğine inanarak konuşuyorum...).

Üçüncü eksi puanımız ise suçlunun kim olduğunu bilmediğimiz ancak Türk sinema izleyicisi olarak artık malesef alışkın olduğumuz bir konu.Filmin büyük bir kısmı süreyi kısaltabilmek amacıyla kesik yemiş.Bu durum Sony'nin Webb'in ya da yayıncı kuruluşların suçu olabilir.Fragmanlarda kullanılan birçok sahnenin izlediğimiz filmde kullanılmadığını fark etmişsinizdir.Kanımca kesik yiyen sahneler bunlardan ibaret değil keza bazı sahnelerde "bu nereden çıktı şimdi?" sorusunu sordum kendi kendime.Sorularımın bir kısmını fragmanlarda izleyip filmde izleyemediğim sahneler tamamlarken, geri kalan kısmını da hiç izleyemediklerimin tamamladığına bahse girebilirim.Blu-Ray yayınlandığında bu teorim büyük ihtimalle doğrulanacak.

Filmin dördüncü ve bir başka büyük eksi puanı senaryo ve mantık açıkları/hataları.Bunlardan şimdi bahsedip filmin içine etmeyi düşünmüyorum.Bu haftasonunun bitimindefilme biraz verip veriştireceğimi de önden önden bildiririm.

29 Mayıs 2012 Salı

ORE WA GUNDAM!



Yolunuz buraya kadar düştüyse konseptten az çok haberdarsınızdır.Gundam kelimesinin net açılımını ya da neden bu ismi aldıklarını hatırlamıyor olsam da Gundam Unicorn'a başlamadan önce bu yazıyı ziyaret etmeniz Gundam UC deneyiminizi oldukça etkileyecektir diye düşünüyorum.

Net tarihlerle ve isimlerle konuşabilecek kadar iyi olmasam da gelin Gundam hikayesinin geçmişine bir bakalım.Neymiş bu elemanların olayı?

*1979'dan bu yana çekik gözlü kardeşlerimizin hayatında önemli yer tutuyor bu devasa makineler.Öyle böyle değil hem de.Öyle çok seviyorlar ki bu arkadaşları şimdi ismini hatırlamadığım bir şehirde life-size bir RX-78-2 heykeli yapmışlar.Takribi 22 metre boyunda bu heykel.Bizim bu boyutlarda bir Atatürk'ümüz bile yok.

*1979'dan bu yana birçok alternatif evrende boy gösterdi bu dev makineler.Birçoğu pek tutulmadı ve hayranlar isimlerini bile anmak istemiyorlar.Yeni başlayacaklar için Gundam 00 ve Gundam Seed/Destiny iyi birer çıkış noktası olabilir.

*Çekik gözlü kardeşlerimizin resmen hayatlarını işgal etmekte olan evren Gundam Unicorn hikayesinin de geçtiği Universal Century evreni.Gerçekten sararsa yaklaşık 50 yıllık materyal var elinizde izlenebilecek!

*Tüm Gundam evrenlerinde hikayenin özü ve konsept aynıdır.İnsanlık dünyadaki kaynakları tüketme noktasına gelir, biraz da mecburiyetten uzaya açılma durumu çıkar ortaya ve ortalık karışır.Bazen uzaya çıkma yarışından dolayı, bazen uzaydakilerle, bazen dünyada kalanlar arasında, Gundam 00'a has olmak üzere de uzaylılarla çetin savaşlar yaşanır.

*Çoğu Mecha'nın aksine Gundam evrenlerinde kullanılan "Mobile Suit"ler ve kullandıkları alet edevatlar o günün teknolojisiyle üretilebilir ya da üretilebilme ihtimali olan aletlerdir (Gundam 00'ı bu noktada biraz istisna tutabiliriz).Hatta UC (Universal Century) evreninde yakıt olarak kullanılan "Minovsky Particle"lar üzerinde şu sıralar NASA'nın çalışmakta olduğu rivayet edilir.

*İlginizi çekerse UC evreninde kullanılan teknolojiler üzerine şöyle bir sayfa var.Ben üşendim hepsini okumadım belki siz okursunuz. http://en.wikipedia.org/wiki/Universal_Century_technology

*Gundam'ların insan formunda tasarlanmaları ne Voltron'a özenmelerinden ne deestetik sebeplerden kaynaklanıyor.Mobile Suit'lerin birbirlerine ateş açmaktan fazlasını yapabilmeleri, birçok ihtiyaçlarını kendi kendilerine karşılayabilmeleri ihtiyacı sebebiyle insan formundalar.Uzun uzadıya anlatamayacağım, yukarıda verdiğim wiki sayfasında daha detaylı bir açıklama vardı yanlış hatırlamıyorsam.

*İstisnasız tüm Gundam evrenlerinde esas oğlanın kullandığı Mobile Suit beyaz ağırlıklı olmak üzere sarı/mavi ve kırmızı renkleri içerir. Kötü adam olarak tanımladığımız elemanın kullandığı Mobile Suit ise genelde kırmızı renklidir.

*Gundam serileri birbirini kesip biçen devasa robotlar üzerine olsalar da savaş karşıtı bir tavır sergilerler.Hemen hemen bütün Gundam serileri aksiyondan ziyade dram ağırlıklıdır ve savaşın pek te hoş bir olay olmadığını şiddetle vurgularlar.

*Gundam kelimesinin net bir açılımı yok.Gundam 00 hariç tüm evrenlerde farklı isimler için bir akronim olarak kullanılıyor fakat wiki'lemek bedava.00 evreninde ise Gundam kelimesinin net açılımı asla yayınlanmadı.

*Gundam ismini taşıyan "Mobile Suit"ler tüm Gundam evrenlerinde savaşın yönünü değiştirme potansiyeli taşıyan, hasımlarına nazaran çok daha kuvvetli olan makinelerdir.Esas oğlanlar da kullandıkları zırhlıların bu yönünü benimseyip "ORE WA GUNDAM!" (Ben Gundam'ım!) sözünü dillerinden eksik etmezler.Bunun da şu ana kadar tek istisnası Gundam Unicorn'un pilotu Banagher Links.Final sahnesine sakladıklarından şüpheleniyorum.

Gundam'larla ilgili bilmeniz gereken genel bilgiler bunlardı.Yukarıdaki 3-5 satırı okuduktan sonra Gundam Seed/Destiny veya Gundam 00 izleyebilecek kıvama gelmişsiniz demektir.Nispeten daha az yabancılık çekersiniz en azından.

Peki ya Universal Century? Peki ya Unicorn? Henüz sıkılmadıysanız şöyle buyurun...



Unicorn 90'ların ortalarından beri Universal Century'de geçen ilk Gundam materyali.Daha önceki serileri izlemiş biri Unicorn'a başlıyorsa minimum 30'lu yaşlarda olması gerektiğini varsayıyorum.Gundam fenomenini başından beri takip eden birinin ise Unicorn'un final bölümünü göremeden hakk'ın rahmetine kavuşacağına iddia basabilirim.

Universal Century (UC) her ne kadar 50 küsür yıllık bir tarihe sahip olsa da, bugüne kadar yaşanan olaylardan tarih kitabı falan çıkabilecek olsa da, Unicorn'u izlemeye başlamadan önce bilmemiz gereken şeyler o kadar da uzun boylu değil.

UC'de herşey insanların dünyadaki kaynakları oldukça kısıtlı hale getirip uzaya transfer olması ve kolonileşmesiyle başlıyor.Kolonileşme derken öyle Star Trek, Star Wars kıvamında değil, Güneş sisteminden hatta ve hatta Dünya ve yörüngesinden çıkmadan kolonileşiyorlar efendi efendi.

Gel zaman git zaman bu kolonilerde yaşayan insanlar çoğalıyor, teknoloji ilerliyor, kolonilerde yaşayan insanlar çocuk sahibi oluyor.Uzay ortamında doğan çocuklar biribirleriyle evleniyor, onlar da çocuklar yapıyorlar.Sonra bilim adamının biri çıkıyor ve bombayı patlatıyor.Ulan bu yeni nesil çocuklar dünyadaki çocuklara pek benzemiyorlar.

Uzay ve koloni ortamında doğup büyüyen çocukların beyin aktivitelerinin dünyadaki muadillerinden daha hızlı olduğu, bedenlerinin daha bir çevik daha bir kuvvetli olduğu gözlemleniyor.Yine gel zaman git zaman bu uzaylı bebeler doğal olarak Magneto sendromuna kapılıp kendilerine de NEWTYPE ismini verip isyan bayrağını çekiyorlar.Biz daha iyiyiz, biz daha güzeliz, o zaman tahtta da biz oturmalıyız diyerekten.

Dünya'daki insan v1.0'lar bu durumdan pek hoşnut olmuyorlar ama ne fayda.Newtype biraderler Char Aznable önderliğinde Dünya'ya saldırmaya başlamışlardır bile.İnsan v1.0'lar işlerin sarpa saracağını fark edemeden bugün "One Year War" ismini taşıyan savaş başlıyor.Tanklar, toplar, tüfekler, uçaklar vesaireler cartlar curtlar derken kıran kırana ilerleyen savaşta Newtype biraderler "Mobile Suit" ismini taşıyan hileye başvuruyorlar.

Bu devasa mekanik yaratıklar bizim bildiğimiz silahların aksine insan formunu taşıyorlar.Ve her türlü ihtiyaçlarını kendileri karşılayabiliyorlar.Tankları topları siklemiyor, uçakları düşürüyor, yollarına çıkan enkazları kendileri temizliyor, bombalanacak bir yer varsa kelimenin tam anlamıyla bombayı kendi elleriyle yerleştiriyor ve açıklanamaz bir şekilde Dünya'lıların silahlarından çok daha çevikler.Yani, devasa bir makinenin olabileceği kadar çevikler.Haliyle Dünya'lıların canına okuyorlar savaş boyunca.

Savaş devam ederken Dünya'lı bilim adamları da boş durmuyorlar tabi.Göte bala indirdikleri Mobile Suit'ler ve pilotları üzerinde türlü çalışmalar yapıyor, kendi makinelerini üretebilmek için var güçleriyle mücadele ediyorlardı.Savaşın son safhalarında da başarılı oluyorlardı.

Savaş ha kaybedildi ha kaybedilecek derken, Dünya'lı bilim adamları kendilerine ait ilk Mobile Suit'i üretiyorlar.Adını GUNDAM koydukları bu alet, Newtype biraderlerin ürettiği modellerden çok daha kaliteli çıkıyor ve girdiği her çatışmayı Dünya'nın lehine çeviriyordu.Newtype'lar kendisini pek bir kıskandığından, uzunca bir süre GUNDAM efendiye "White Devil" adını koyuyorlardı.

GUNDAM efendi büyük bir çaba sarf etmesine rağmen savaşı çevirmeyi başaramıyor ve Newtype'lar Dünya'yı ele geçiriyordu.Bu süreçte Newtype yönetiminden pek hoşlaşmayan Dünya'lı bilim adamları ve askerler senaryo bu ya, yeraltında inzivaya çekiliyor.GUNDAM'ları geliştirmek, Newtype'lara kafa tutabilecek klasmanda insanlar üretmek (bkz. Captain America) gibi gayelerle hummalı bir çalışmaya girişiyorlardı.

Gel zaman git zaman, yer altındaki insanlar Dünya'yı yönetmekte olan Newtype'lara kafa tutabileceklerine kanaat getiriyor ve saldırıya geçiyorlar.İnsanlar GUNDAM'ların ve yakaladıkları Newtype'ların genlerinden klonladıkları insan v2.0'ların yardımıyla Dünya'yı Newtype'lardan geri alıyor ve Newtype'ların lideri Char Aznable'ı da ele geçirip katlediyorlardı.Terörist malum.

Liderlerini kaybeden Newtype'lar çok zeki ve çok çevik olduklarından ve herkes kendini lider olabilecek kıvamda gördüğünden hemen kendi aralarnda çatışmaya başlıyorlar ve kelimenin tam anlamıyla derebeyliklerine bölünüyorlar.Senaryo bu ya, bitmiş olması gereken savaş iyice kızışıyor.Dünya ahalisi zaten büyük fedakarlıklarla kazandıkları bir savaşın ardından bir de dört bir cepheden birbirleriyle ve Dünya ile savaşan Newtype'larla uğraşmak zorunda kalıyorlardı.

Unicorn öncesinde status-quo 3 aşağı 5 yukarı böyle...

Unicorn E.F.S.F (Earth Federation Special Forces)'nin çok özel bir projesi kapsamında uzaydaki Mobile Suit'lerin komutanı olması üzere tasarlanıyor.Bilinen tüm Mobile Suit'lerden daha üstün bir alet olarak tasarlandığından falan bahsetmeme gerek yok sanırım.

Newtype'ların şu anki lideri "Full Frontal" ismini veriyor kendine ve bulabildiği her fırsatta E.F.S.F. güçlerine saldırıyor.Bizzat kendisinin kullandığı bir diğer süper Mobile Suit var ve dünyalılar bu arkadaşa "Red Comet" diyorlar.

Char Aznable'ın geri döndüğü ve Red Comet'ı kullandığı üzerine dedikodular var.

Dünya'lılara Dünya'yı geri kazandıran savaşta büyük rol oynayan klonların da başına ne geldiğinden veya nerelerde olduklarından da kimsenin haberi yok.

Unicorn deneyiminin arka planını spoiler vermeden ancak ve ancak bu kadar yazabildim.Gerisi size kalmış...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

28 Nisan 2012 Cumartesi

The Avengers'dan önce...

Geçen yılın sonlarında X-Men First Class'ın yayınlanmasıyla beraber çizgi romanlar, süper kahramanlar ve sinema endüstrisi ile olan ilişkileri üzerine kısa bir yazı yazmıştım.Sürecin Zack Snyder'in X-Men'i ile ne kadar değiştiğinden de bahsetmiştim.Bu yazıyı okumaya başlamadan önce oraya bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Çizgi romanlar ve sinemanın hikayesi çok daha eskidir ama 2000 yapımı X-Men'i ilk büyük hamle olarak alırsak 12 yıldır bu sektörde yaşanan herşey bugüne, The Avengers'a hazırlıktı sadece.Marvel Comics'in 2000'li yılların başında ismini ve yönetim modelini değiştirmesi bugünün ilk habercisiydi.Yanılıyorsam affola yeni logolarını ilk kez 2002 yapımı Sam Raimi'nin Spider-Man'inde görmüştük sinema seyircisi olarak.10 yıl önce pek mümkün görünmese de yeterince hayalperest insanların toplandığı forumlarda ve arkadaş sohbetlerinde Avengers'ın filmi yapılsa ne kadar güzel olabileceği üzerine konuşulmaya başlanıyordu ilk kez...

2006 yılına kadar çekilen bütün Marvel ile ilişkili filmlerde bu yeni logo ve Marvel'ın manevi babası Stan Lee kendilerine birer rol buldular.Tabi beraberlerinde FOX,Sony,Paramount ve birçok farklı stüdyoda boy gösteriyordu.Fakat yeni Marvel'ın büyük oyunu bu değildi.Sinema sektörü çok daha büyük rakamlar vaat ediyordu ve zaten kendilerine ait olanı neden başkalarıyla paylaşsınlardı ki?

2006 yılının başlarında Marvel Studios büyük bombayı patlattı ve Iron Man'i bağımsız olarak çekeceklerini duyurdu.Tabi bu kararı almalarının yegane sebebi içlerindeki bitmek tükenmek bilmeyen Iron Man sevgisi değildi.Telif haklarını başka stüdyolarla paylaşmadıkları ve adı sorulduğunda insanların tanıyacağı en büyük süper kahramanlarıydı Iron Man ve Tony Stark.

2008 yılında Iron Man'i yayınladılar ve film kimsenin beklemediği bir başarı yakaladı.Yönetmen Jon Favreu ve tabi ki başrol oyuncusu Robert Downey Jr. mucizeler yaratmışlardı.Kendisine yakın tarihli sayılabilecek 4 büyük filmin (Superman Returns, Batman Begins, X-Men The Last Stand ve Spider-Man 3) rüyalarında bile göremeyeceği rakamlar yakaladı Iron Man.Bütün kazancını da Marvel'ın kasasına koydu.Tam daha iyisi olamaz derken sadece 1 ay sonra Chris Nolan'ın The Dark Knight'ı geldi sinemalara.Dünya,güneş sistemi,samanyolu ve geri kalan tüm alternatif evrenlerimiz bir daha asla eskisi gibi olmadı.

2009 yılında işler tıkırında gibi görünüyordu herkes için ancak Marvel'ın yaz aylarında yaptığı bir açıklama herkesi dehşete düşürdü.Disney tam 4.000.000.000 (yazıyla dört milyar) dolara Marvel'ı satın aldı.İnsanlar Mickey Mouse ve Spider-Man'in karşılaşacağı çizgi romanlarla dalga geçmeye başlamışlardı ki, Marvel'ın büyük planının herkesin hayal ettiğinden çok daha büyük bir plan olduğu ortaya çıktı.Neyse ki Donald Duck ve Thor asla karşılaşmayacaklardı...

Aynı yılın sonlarında Marvel cephesinde haber üstüne haber patladı.Birinci etap olarak başka firmalardan geri alabildikleri tüm Marvel ürünlerini piyasadan kaldırtarak başladılar.MTV'nin Spider-Man animasyonu ve Spectacular Spider-Man Disney'in Marvel'ının tarihe gömdüğü ilk ürünler oldular.

Takibinde Captain America, Iron Man 2 ve Thor üzerine çalışmaya başladıklarını ve bu filmlerin ardından The Avengers'ın çekimlerine başlayacaklarını söylediler.Iron Man 2, Thor ve Captain America'nın potansiyellerinin zirvesine ulaşan filmler olup olmadıkları sorgulanabilir ancak daha büyük bir olayın parçası oldukları kesindi...

Önümüzdeki haftasonu Marvel'ın son 12 yılının ürünü The Avengers yayınlanacak ve süper kahramanların dünyası asla eskisi gibi olmayacak.Peki bundan sonra bizi neler bekliyor?


3 Nisan 2012 Salı

En unutulmaz 10 oyun silahı.

Listeyi hazırlarken tek bir kural geçerliydi.O da seçeceğim silahların sadece gerçek hayatta ve/veya oyun evreninde varolması gerektiği kuralı.Bu durum süper kahramanlara özel alet edevatları ve ışın kılıçlarını direkt olarak liste dışı bırakıyor haliyle.

Poke toplarının listede yer bulmasının yegane sebebi Nintendo'nun bu topları çizgi film için değil oyun için yaratmış olması.Pokemon'lar aşırı sevinince kendi çizgi filmlerine kavuşmaları Nintendo'nun suçu değil.

Gravity Gun listeye ilk numaradan girmeyi hak ediyordu aslında.Ancak yaratılış itibariyle portal gun ile büyük benzerlik gösterdiğinden insiyatif kullanıp liste dışı bıraktım.




10 - SC20K (Splinter Cell)


En iyi 10 oyun silahı diye başlık atınca kurşun sıkmaya yarayan konvansiyonel silahlardan kaçmak imkansız.Splinter Cell ve Sam Fisher, Counter-Strike ve Quake gibi oyunlar tarafından sallanan bir piyasada hak ettiği ilgiyi asla göremedi ancak es kaza bu oyuna kapılan benim gibi garibanlar SC20K'nın biçer,çırpar,döver,karıştırır,ne iş olsa yapar abi özelliğini asla unutamadılar.Keşke her daim böyle bir alet bulunsa elimizin altında.



9 - AW-M/P (Counter Strike)


Konvansiyonel silahlar demişken...biz oyunseverler çok silah kullandık kariyerimiz boyunca ancak AWP'nin yeri başkadır hepimizde.Haritanın neresinde olursanız olun sesini duyduğunuz an saklanacak delik aramaya başladığınız tek silahtır oyun tarihinde.

İyi hesaplanmış bir atışla iki rakibi tek kurşunda yere sermekten tutun, bacağa nişanlanan bir atışın ardından hunhar bıçak darbelerine kurban gitmeye kadar değişen sonuçları vardı AWP kullanmanın.FPS oyunları çaptan düşmeye, Counter Strike unutulmaya başladı ancak bu canavarın sesi hala birçoğumuzun kulaklarında yankılanmaya ve can barlarımızı kontrol ettirmeye devam ediyor.

8 - Pokeball (Pokemon)


Tamam, tam anlamıyla bir silah sayılmaz ancak içerisinden çıkacak yaratık her zaman o sarı sıçan kadar dost canlısı olmayabilir bu topların.

2000'lerin başında çocuk/ergen/liseli sıfatı taşıyan hemen hemen herkesin rüyalarının bir kısmı bu toplardan birine sahip olmaktı.Bizzat kendim güvercinlere taso atıp kendi Pidgey'mi yakalama girişiminde bulunmuşumdur zamanında.Tabi başarısız olmuş Gameboy'uma ve emülatörlerime dönmek zorunda kalmıştım.

7 - Portal Gun (Portal)


Siz henüz portal oynamadınız mı yoksa?

Gönlümden kendisini birinci sıraya koymak geçse de kendisine oldukça benzer "relocator" isimli aletin Unreal Tournament tarafından 10 yıl kadar önce kullanılmış olması puanını oldukça düşürüyor ve üst sıralara başka bir "Valve" silahını yerleştirmeme izin veriyor.


6 - Dagger of Time (Prince of Persia)


Seni unutmak mümkün mü? Ubisoft Prince of Persia serisini sil baştan yapmaya karar verdiğinde bu kadar iddialı bir girişim beklemiyordum açıkçası.1001 gece masallarından çıkmış atmosferi tamamlayan nihai araç ise zamanla ve kumlarıyla dalga geçmemize izin veren Dagger of Time'di.

Ubisoft serinin takip eden ve etmeyen oyunlarında bizi hançerimizden mahrum bıraksa da biz zamanın efendisi olarak hep onu hatırladık, hep onu sevdik.

5 - Holy Hand Grenade of Antioch (Worms)


Kabul ediyorum.Listemin 10 sırasını birden Worms silahlarıyla doldurabilirim.Yapmalıydım da belki de.Ancak adalet duygusu önde giden bir adam olduğum için uçan koyunlardan, patlayan muzlara, kör topal nenelere kadar uzayıp giden liste içinden en çok dikkat çekeni seçmeye karar verdim.

Solucanlarınızı asla ama asla direkt atışlara maruz kalacakları bir noktada bırakmayın.



4 - Hidden Blades (Assassin's Creed)


Fazla söze ne hacet.Takribi 5 yıldır en kadim dostumuz en gözden gönülden ırak olanlar.Envanterimizde fazla yer işgal etmeyen bu mütevazı ölüm makineleri gerek Altair'in gerek Ezio'nun hikayelerinde büyük rol oynadılar.Tarihi değiştirdiler.

Tabi ki bizi de...



3 - Crowbar (Half - Life)


Şiddetle kavrulan oyun dünyasında düşmanlarımıza hak ettikleri sonu getirmek için binbir türlü araç gerecimiz oldu, ancak hiçbiri Gordon Freeman'ın levyesi kadar kült olamadı.Büyük ihtimalle asla da olamayacaklar.

Crowbar ftw...





2 - Angry Mob (C&C Generals)


Teknolojinin çığırından çıktığı, savaşın ortalığı kasıp kavurduğu bir evrende en güçlü silahımız orta doğunun böğründen çıkan kızgın kalabalık olabilir miydi? Cevabımız evet.

Ellerinde kalaşnikofları ve molotof kokteylleri ile 9 kişilik gruplar halinde dolaşan kızgın kalabalık, zırhınızın kalınlığına, uçağınızın hızına, silahınızın gücüne bakmadan sizi saniyeler içinde tarumar etmeye hazır ve nazır bir şekilde yürüyor.

Kaiser Chiefs'in Angry Mob'uyla beraber kullanıldığında "hilarious" ötesi bir silah bizim kızgın kalabalık.



1 - Frostmourne (Warcraft 3 / WoW)


One sword to rule them all,
One sword to find them,
One sword to bring them all,
and in the darkness bind them.

Alıntı yanlış kaynaktan alınmış olabilir(!).Ancak Frostmourne'u ve kudretini anlatmanın sanırım başka yolu yok.Frodo ve kardeşliğinin yüzüğü yok etmeyi beceremediği bir alternatif evren hayal edin...Şimdi de yüzüğün yerine bu devasa kılıcı yerleştirin.Sanırım yeterli olmuştur.





21 Mart 2012 Çarşamba

Mass Effect 3


Bioware 2004 yılında (yanılıyor olabilirim) Mass Effect'i yayınladığında nasıl bir çılgınlık yaratacağından büyük ihtimalle kendisi bile haberdar değildi.Üçüncü şahıs kamerasından biraz aksiyon/biraz taktik/biraz rpg içerikli oyunumuzda Shepard abimizin/ablamızın macerasına ortak oluyorduk.Tabi o zaman işlerin bu denli çığırından çıkacağını biz de bilmiyorduk.

Mass Effect 3'ün en büyük silahı daha önceki oyunlardaki karakterimizin macerasını devam ettirme şansına sahip olmamız.Daha önce verdiğimiz tüm kararlar, kurtardığımız tüm karakterler, kaybettiğimiz herkes son maceramızın bir parçası olacaklar.Bazıları kaderimiz değiştirecek, bazılarıyla beklemediğimiz bir noktada yolumuz kesişecek, bazıları ezeli düşmanımız olacak ama en azından orada olacaklar.

EA'in ilk 2 hafta içerisinde oyunu çalıştırmayı reddeden Origin platformunun götürdüklerini görmezden gelebilirseniz (ki gerçekten büyük çaba sarf ettim bunun için...) Mass Effect 3 tam olarak beklediğim oyun.Grafik motoru aynı, fizik kanunları aynı, oyun mekanikleri aynı, kullanabileceğiniz silahlar,zırhlar,güçler,geliştirmeler hatta geminiz bile aynı.Çarpışacağınız düşmanlarda veya yapay zekalarında da bir yenilik yok.

Fakat yenilik isteyen kim ki? Hali hazırda çok sevdiğimiz bir evren, çok sevdiğimiz bir karakterimiz ve bitmemiş bir savaşımız var.Çok ta kurcalayıp güzelliklerini katletmenin bir anlamı yok.

Multiplayer özelliği biraz havada kalmış olsa da, senaryosuyla, oynanışıyla ve verdiği müthiş "kontrol" hissi ile son dönemin en başarılı oyunlarından biri olmuş.Bilimkurgu ile biraz ilgileniyorsanız, sayısız düşmanla amansızca savaşırken bir yandan da evrenin, dünyanın, insanlığın gizemini keşfetmek istiyorsanız Mass Effect 3'ü mutlaka denemelisiniz.