6 Ağustos 2012 Pazartesi

Spider-Man Blue


İtiraf ediyorum, Spider-Man Blue'yu okumak için bu kadar geç kaldığım için kendimden utanıyorum.Okumadığım için utanmıyorsam da, bugüne kadar kendimi bir Spidey hayranı olarak tanımladığım için utanıyorum.Evet, bu daha iyi oldu.Spider-Man Blue bu gece itibariyle okuduğum en iyi 5 Spidey hikayesinden biri.

Marvel'ın 2002 Temmuz'unda yayınlamaya başladığı Spider-Man Blue alışılmışın dışında bir hikaye anlatıyor,yok...aslında daha önce anlatılmış bir hikayeye farklı bir perspektiften bakıyor.Gwen Stacey'nin hikayesinin bittiği yerde başlıyor Spider-Man Blue'nun hikayesi ve Peter/Gwen aşkının nasıl başladığını daha doğrusu nasıl "az kalsın başlayamadığını" anlatıyor hem de Peter'ın iç sesiyle.

Spider-Man Blue boyunca sizi nelerin beklediğini anlatıp işin büyüsünü kaçırmak gibi bir niyetim yok ancak iyisiyle kötüsüyle, dostuyla düşmanıyla birçok tanıdık isimle karşılaşacağınızı ve ara ara (hatta genel olarak) oldukça hüzünleneceğinizi garanti edebilirim.

Bir başka iyi haber olarak eğer İngilizce okumak ile ilgili sorunlarınız varsa Marmara Çizgi bize büyük bir kıyak geçmiş ve Spider-Man Blue'yu Türkçe'ye çevirmiş ve kitapçılara dağıtmış.Aklınızın bir kenarında bulunsun derim.

27 Temmuz 2012 Cuma

The Dark Knight Rises


Filme geçmeden önce, CineMaximum ahalisine bu yaz için çok teşekkür ediyorum Amazing Spider-Man ve The Dark Knight Rises'a ön gösterim yaptıkları için.Birer organizasyon değillerdi belki, bir gün evvele alınmış bir sinema matinesinden ibaretlerdi ancak... Memleketimde sinema sektörünün durumu düşünülürse çok önemli adımlar bunlar.Tekrar tekrar teşekkür ediyorum size.

CineMaximum ahalisine ne kadar minnetarsam, seyirciye de bir o kadar sitemkarım.Bir filmi ön gösteriminde izleyecek kadar şiddetle bekleyen bir insan, ya söz konusu filmi izlemeden bir dakika daha duramayacak kadar uzun süre beklemiştir ya da  azılı bir sinemaseverdir diye düşünüyorum.Haliyle insanların izledikleri filme saygısı olması gerektiğine de inanıyorum.Bu geceki güruh malesef bu konuda sınıfta kaldı.Bruce Wayne'e Polat Alemdar muamelesi yapan gençler yeri geldi ıslık çaldı, yeri geldi alkışladı, yeri geldi yuhaladı film boyunca.İnsanlar o salona eğlenmeye geliyor, nasıl eğlenecekleri onlara kalmış tabi ki...benimkini katletmedikleri sürece.


İşin daha da vahim tarafı sınıfta kalan tek şey seyirci değildi bu gece...

Filmin Türkçe çevirisini yapan arkadaşa buradan çok selam söylemek istiyorum.Sinemaya gidebilir yaşa geldiğim günden beri izlediğim en berbat altyazılarla geldi TDKR.Filmin 15. dakikasında ümidimi kestim çeviriden ve altyazılar yokmuş gibi davranmaya başladım.Dublajlı izleyecek arkadaşların Tanrı yardımcısı olsun.Hepimiz insanız, hata yapacağız tabi ki.Ancak bu kadar üzerine titrenen bir film için daha titiz çalışacağınızı ümit etmiştim.Divxplanet ve benzeri siteler evlerinde oturdukları sandalyaden sırf hobi olsun diye film çevirisi, altyazısı hazırlayan adamlarla dolu.Bu filmi onlardan birine verseydiniz, şu an çalıştığınız insanlardan çok daha makul fiyata ve çok daha başarılı çeviriler hazırlayabilirlerdi sizin için.


Süper kahraman filmleri tahmin edilebilir filmlerdir.Hepsinin sabit bir döngüsü var.Kötü adam kahramanı yener, kahraman bir yolunu bulur elini güçlenidirir ve kötü adamı kötekler.Standart tatava budur.Süper kahraman filminizi Chris Nolan yönetiyorsa bu süreç 2-3 kez falan tekrar eder ama en nihayetinde kahraman zafere ulaşır.The Dark Knight'ı tarihin en iyi süper kahraman filmi yapan şey Heath Ledger'ın Joker'i vasıtasıyla filmin "dönüş" noktalarının müthiş gizlenmiş olmasıydı.The Dark Knight Rises bu havadan malesef çok uzakta.Film boyunca yaşanacak herşeyi önceden kestirmek son derece mümkün ve bu durum seyir zevkini malesef yerle bir ediyor.Ayrıca buradan medyaya da çok teşekkür etmek istiyorum.Filmin bitirici vuruşunu yapması gereken sahneyi, daha film çekilmeye başlamadan katlettikleri için.Ben ki filmle ilgili her türlü materyalden, film öncesinde uzak durmaya çalışmış bir adam olarak Cotillard'ın oynayacağı rolü daha Inception yayınlandığı gün öğrenmiştim....filmi izler izlemez ne demek istediğimi anlayacaksınız zaten.


The Dark Knight Rises, Sam Raimi'nin Spider-Man 3'te yaşadığı dertten muzdarip.Batman ve Bane'den kalan sahneleri paylaşması gereken çok fazla karakter var ve başarılı oyunculuklara rağmen havada kalıyorlar.Bir de üstüne işin içine John Blake'in hikayesini zorla yedirmeye çalışınca geri kalan karakterlerin ekran süreleri 3 ila 5 dakika arasına sıkışıyor ve cidden anlamsızlaşıyorlar.Oyunculujklar konusunda en büyük övgüyü Anne Hathaway almalı.Sesiyle, mimikleriyle, vücut diliyle öyle güzel taşıyor ki Selina Kayle'ı keşke daha Begins'ten ortaya çıkmış olsaymış dedirtiyor, belki o zaman öpüşmelerinin bir anlamı olurdu.Yine de rolü kaptığını duyduğum an beri kendisi hakkında yaptığım tüm kötü yorumları geri alıyorum.Hathaway iyi ama bir Emma Stone değil tabi.

Filmin bir diğer eksi puanı, bana katılır mısınız bilmem ama John Blake.Daha ekrana girdiği an rolünün nereye gideceğini avaz avaz bağıran bu arkadaş, filmin finalini daha açılış sahnesinden katlettiği yetmezmiş gibi bir de utanmadan Batman ve Bane'den de fazla ekran süresi alarak bir yerden sonra "olm bak git" herşeye burnunu sokma dedirtiyor.Seni seviyorum Joseph-Gordon Lewitt, ama filmin en zorlama noktası sensin ve bunu kabul etmelisin.

Filmin kötü adamı Bane ve Tom Hardy'nin de hakkını yememekte fayda var.Maskesi sebebiyle mimiklerinden yoksun kalan Hardy'nin , Hans Zimmer'ın da arka plandan kendisine verdiği müthiş destek ile harika bir iş çıkardığını söyleyebilirim.Ledger ve Joker'i gibi filmi sırtlayamıyor olsa da müdahil olduğu her sahneye renk katıyor.Bane'in daha film çıkmadan herkes tarafından tartışılan sesi için çok korkmanıza gerek yok.Nolan'ın planlarındaki ilk seslendirme üzerinde bayağı bir oynamışlar ve genel olarak net bir şekilde duyuluyor Bane'in tümceleri.


Yukarıda yazdıklarımı görmezden gelebilirseniz eğer TDKR gayet başarılı bir süper kahraman filmi.Begins'in, TDK'nın ya da Nolan'ın külliyatındaki diğer filmlerin derinliğinden uzak olsa da seyirciyi yakalayan keyifli bir seyirlik ve Batman efsanesinin şanına yakışır bir kapanış yapıyor.


3 büyükler bu yaz beyaz perdede boy gösterdiğine göre, artık The Avengers'ı 2012 yazının en büyük filmi ilan edebiliriz resmi olarak.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Süper Güç Kazanma Yöntemleri -2-

İnançlı Olun!

Süper güçlerinizi kazanmak için mutlak suretle bilim adamlarının yakın mesafesinde veya alengirli mekanlarda bulunmanız mecburiyet değil.Cuma günleri camiye, Pazar günleri ise kiliseye giderek başarıya ulaşmanız da mümkün.Tanrı'ya, meleklerine, şeytanlarına yeterince inanırsanız ve az önce bahsi geçen kutsal mekanlarda ve muadillerinde yeterince zaman harcarsanız yukarıdan birilerinin dikkatini mutlaka çekeceksinizdir.Sizi inancın ve direncin yolundan saptırmaya çalışan bir iblis, cehennemle sürdürdükleri yorucu savaşta mücahitlere ihtiyacı olan bir melek veya sırf eğlence olsun diye bizzat Tanrı'nın kendisi size süper güçlerinizi vaat edebilir.

İtiraf etmeliyim ki, bu metodla da süper güçlerinizi kazanma ihtimaliniz pek yüksek değil.Ancak bardağa dolu tarafından bakmanız halinde en kötü senaryoda bile kazanan tarafta olduğunuzu göreceksiniz.Tanrı'ya, iyiliğe, yüceliğe inanarak geçirdiğiniz uzun yılların ardından ilahi ve/veya lanetli süper güçlerinize kavuşamamış olsanız bile hayatınızı kaybettiğinizde cennetin kapılarının size aralanacağını garantilemiş olacaksınız.Fena değil, değil mi?Bu metodun bir diğer artı puanı da başarıya ulaşmanız halinde size bahşedilecek güçlerin, diğer süperleri kıskançlıktan çatlatacak kadar muhteşem özellikler olma potansiyellerinin çok yüksek olması.Tanrı'nın bir parçası olacaksınız en nihayetinde!

Tanrı'nın bir parçası olmak sandığınız kadar eğlenceli olmayabilir, iblislerin tarafını seçmediyseniz tabi ki.Süper kahramanlık kariyerinizi Tanrı'nın ve meleklerin yeryüzündeki reklam panosu olmanız sebebiyle davranışlarınıza dikkat ederek geçirmek zorunda kalabilirsiniz.Güzel kadınlarla yatmak, çılgınlar gibi alkol tüketmek gibi eğlenceli aktiviteler sizin hayatınızın bir parçası olamayabilirler.Bu metodu seçeerken ne dilediğinize dikkat etmenizi tavsiye ediyorum, şiddetle.

İnzivaya Çekilmek

Süper güçleriniz dış kaynaklar tarafından altın tepside sunulacak diye bir kaide yok.Bazılarınız için muhtaç olduğunuz büyük kuvvet gerçekten de damarlarınızdaki kanda saklıdır.Tek yapmanız gereken içinizde uyumakta olan canavarı uyandırmaktır.İçinizdeki gücü keşfetmek için kullanabileceğiniz bir çok metod olsa da, istatistik olarak birkaç yıla yayılmış bir uzakdoğu gezisinin en başarılısı olduğunu söylemek zorundayım.

Süper kahramanlık kariyerinde başarıya ulaşmış ve isim yapmış bir çok karakterin güçlerine kavuşmak için türlü türlü manastırlarda, dağlarda, tepelerde dolaşarak ve çekik gözlü arkadaşlarımızla anlaşmaya çalışarak gençliklerini heba ettiğini göreceksiniz.Bazılarının süper güçlerine kavuştuğunu (bkz. Iron Fist, Dr.Strange), bazılarının ise başarısız olmalarına rağmen manastır ziyaretlerinde kazandıkları iç huzur sebebiyle başarısızlıklarını  pek sallamadıklarına da tanık olacaksınız (bkz. Batman).

Süper güçlerinizi bu metodla kazanmak için hırslı ve inançlı olmak dışında sahip olmanız gereken bir özellik daha var.Gerekli sosyo/ekonomik yaşam standardını yaklamış olmak.Yaşamınızın iyi ihtimalle 5 ila 10 yıl arasını feda edeceğiniz bir uzakdoğu gezisinin bedavaya geleceğini düşünmüş olamazsınız, değil mi?

Tıpkı inançlı olmak gibi, inzivaya çekilmekte başarı garantisi veren süper güç kazanma metodlarından biri.İçinizdeki canavarı uyandıramamanız halinde bile, gezilerinizde öğreneceğiniz kung-fu, juijitsu, yoshimitsu, karısiksu gibi dövüş sanatları memlekete döndüğünüzde d-list bir süper kahraman olmanızı sağlayabilir.Aynı süreçte kazanacağınız iç huzur sizi süper kahraman olma sevdanızdan vazgeçirebilir, hatta Lamborghini'sini Satan Bilge isimli bir kitap yazıp paranın dibine vurmanıza da sebep olabilir.Ya da iyi ihtimalle gerçekten ruhunuzun derinliklerinde saklambaç oynamakta olan güçlerinize kavuşabilirsiniz!

 Zengin olun!

Lafı uzatmayacağım, süper güçlere sahip olmanın en garantili yöntemi tabi ki saçma sapan şeylere harcayabilecek kadar zengin olmaktan geçiyor.Kendi süper silahlarınızı icat edebilecek, ya da silahlarınızı sizin yerinize icat edebilecek birilerini tutabilecek kadar çok paraya sahip olmanız gerekiyor.Aksi takdirde bu metodu aklınızın ucundan bile geçirmeyin (Peter Parker'ın ağ atıcıları istisnadır, kaideyi bozmuyorlar.).

Gerçekten çok zenginseniz ve hayattaki küçük şeylerden zevk almaktan sıkıldıysanız sizi büyük zevklerin, süper kahramanların dünyasına davet ediyorum.


20 Temmuz 2012 Cuma

Süper Güç Kazanma Yöntemleri -1-


Süper Kahraman olmanın ilk ve malesef en büyük şartı sizi geri kalan herkesten ayıracak, hasımlarınıza karşı avantaj olarak kullanabileceğiniz bir ya da birden fazla özelliğe sahip olmanızdır.Tabi bu noktada "süper güç" ve "güç" ayrımını yapmak zorundayız.İyi gitar çalmak, muhteşem PES oynamak, mutfakta 10 şef gücünde yemek yapmak, inci gibi dişlere ve ahenkle dans eden saçlara sahip olmak her yiğidin harcı olmasa da bunlara güvenip sahaya çıkmanız sizin için hoş sonuçlar doğurmayacaktır.Süper kahramanlık kariyerinizin rastgele bir noktasında karşılaşacağınız devasa bir Komodo Ejderi bunları pek sallamayacaktır keza.

Sizin sahip olmanız gereken özellikler IQ seviyenizin 270 civarında olması, ses hızının 5 katında uçabilmeniz, binaların üzerinden tek hamlede zıplayabilmeniz, 10 Mike Tyson gücünde yumruk atabilmeniz gibi akla hayale sığmayacak şeyler.Bu özelliklerin bir veya birden fazlasına, ya da yukarıda belirtmediğim ekstra özelliklere de sahip olmanız faydanıza olacaktır.

Bazı şanslı arkadaşlarımız doğuştan süper güçlere sahip olacaklar.Halk arasında Mutant olarak tabir ettiğimiz bu tayfayı sevmek zorunda değilsiniz.Siz kendi güçlerinize kavuşana kadar onları hor görebilir, dışlayabilir hatta Yahudi muamelesi bile yapabilirsiniz.Bu sizin en doğal hakkınız.Ancak dediğim gibi, kendi güçlerinize kavuşana kadar, sonra işin rengi ister istemez değişecek.

E peki nasıl süper güç sahibi olabilirim? Süper güçler dağıtılrken ben uyuyor muydum? Benim süper güçlerimi kim çaldı? Süper güç avına çıkmak için ideal lokasyonlar nelerdir?

Bunlar ve benzeri sorular beyninizi yakmaya başladıysa buyurun arkadaşlar, popüler süper güç kazanma metodlarına bir göz atalım...

Bilimsel Deney Ortamı'nda Bulunmak

Her ne kadar tanınmış 10 süper kahramandan 7.5'u güçlerini bu şekilde kazanmış olsa da, akıl hocanız olarak bu yöntemi çok tavsiye etmiyorum.Gerek bu tarz deneylerin çok fazla yapılmıyor olması, gerek yapılan az ve öz deneylere ulaşmanın gerçekten insanı hayattan bezdiren bir süreç olması, bunlar yetmezmiş gibi bu deneyler esnasında size süper güçlerinizi kazandıracak olaylar silsilesinin gerçekleşme ihtimalinin çok düşük olması sebebiyle bu yöntem etkin olmaktan çok uzak.

Hadi diyelim mucize gerçekleşti ve o radyoaktif örümcek sizi ısırdı.Peter Parker kadar şanslı olamama ihtimaliniz de korkunç derecede yüksek.Bir örümceğin orantılı gücüne ve çevikliğine sahip olmak yerine, bir insanın orantılı gücüne ve çevikliğine sahip örümceğe dönüşmeniz halinde süper kahramanlık kariyeriniz oldukça erken sona erebilir.Hatta daha şiddetli bir transformasyona uğrayıp devasa bir örümceğe dönüşmeniz halinde diğer süperler tarafından hunharca avlanmak ta başınıza gelebilecekler listesinin üst sıralarında yer alıyor.

Her ne kadar bu metodu tavsiye etmiyor olsam da, gerçekten çaresiz durumdaysanız şansınızı zorlayabilirsiniz.Süper kahraman olmanın kolay olacağını söylemedim.


Kendinizi Bilime Adamak

Bir önceki başlıkta belirttiğim üzere size süper güçlerinizi kazandıracak deney ortamında bulunmak gerçekten zahmetli bir süreç.Deneyden haberdar olmak, deneyin yapıldığı ortamın kolluk kuvvetlerini atlatmak, deneye başından beri dahil olan bilim adamları ve kobaylar tarafından tanınmamak gibi olduk olmadık işlerle cebelleşmek zorundasınız.Söz konusu deneyi bizzat kendiniz yapmıyorsanız tabi!

Bu metodla süper güçlerinize kavuşmak için, kendinizi küçük yaşlardan itibaren bu amaca adamış olmanız gerekiyor.Fen, Kimya, Biyoloji, Edebiyat ve Matematik gibi "Büyüyünce ne işe yarayacak ulan bunlar?" dediğiniz konulara daha sivilceleriniz çıkmadan hakim duruma gelmeniz şansınızı arttıracaktır.

Hayatınızı bu uğurda feda eder, sosyal hayatın tüm nimetlerinden vazgeçer ve başarılı bir bilim adamı olursanız Şirinl....*ehem* size süper güçlerinizi kazandıracak deneyin kobayı olma fırsatını yakalayabilirsiniz.v Tabi süper güçler kazanmak için aciz durumda olduğunuzu ve yolunuzun bu yazıdan geçtiğini düşünürsek, siz çömezlerin çok parlak bir çocukluk geçirmediğini varsayıyor ve bu yöntem için çok heveslenmemenizi öneriyorum.

Es kaza kendini bilime adamış ve bu yazıyı okumakta olan arkadaşlarımızı ise başka komplikasyonlar bekliyor.Bir önceki metodumuzun büyük sorunsalı, yani deneyin sonucunun rastgele olması durumu devam ediyor.Bilim adamı olarak kurbağaya dönüşme riskinizi oldukça düşürmüş olabilirsiniz fakat prens olacağınızın garantisini hala veremiyorsunuz.Çoğunuzun bildiği üzere bu alemde süper kahramanlardan daha kalabalık bir grup varsa, onlar da süper güçlerini kazandıktan sonra delirmiş bilim adamlarıdır.Bunlardan birine dönüşmemeniz en büyük temennim.

*Yukarıdaki paragraflar süresince beni içten içe "bilim adamı değil bilim insanı!" diye uyarmak isteyen arkadaşlarımız olacaktır.Bu arkadaşlarımıza süper kahraman olmaya çalışmak yerine feminist, lezbiyen gibi sıfatları kovalamalarını tavsiye ediyorum.

"Girilmez" Yazılarını Görmezden Gelmek

"Türk'ün başına ne gelirse ya meraktan, ya y...." şeklinde bir atasözü vardır bizim memlekette.Süper güçlerinize kavuşmak istiyorsanız bu cümleyi aklınızdan çıkarın.Bugün itibariyle en yakın dostlarınız inşaatlar, terk edilmiş binalar/depolar, yüksek güvenlikli kapılarla süslenmiş mekanlar ve askeri olarak tanımlanmış araziler.Tehlike ve risk ne kadar artarsa, amacınıza ulaşma şansınız da o kadar yükselir.Bugüne kadar yanından geçmekle yetindiğiniz o gizemli mekanda sizi nelerin beklediğini asla öğrenemezsiniz, tabi ilk adımı atıp içeri dalmazsanız.

Bu noktada sizi uyarmak bu rehberin görevi.Gözünüzü karartıp dalacağınız bu ortamlarda inşaat işçileri tarafından kovalanmak (hatta daha kötü muameleye maruz kalmak...), tinerciler ve evsizlerle çatışmak, askerler tarafından kurşunlanmak gibi aksiyonlar günlük hayatınızın bir parçası olacak bu yazıdan sonra.Yine de rehberiniz olarak, bu metodu daha önce belirttiğim yöntemlerden daha güvenli buluyorum.Ağzınız iyi laf yapıyor ve/veya hızlı koşabiliyorsanız rahatsız ettiğiniz ortamın kolluk kuvvetlerinden paçayı sıyırma ihtimaliniz yüksek.

Bu metodla süper güçlerinize kavuşmayı planlıyorsanız rehberiniz olarak size bir tavsiyem daha var.Sabırlı olun! "Yasak Bölge" levhasını görmezden geldiğiniz ilk inşaatta size süper güçlerinizi vaat edecek yabancıyla ya da nereden geldiği belli olmayan "güç yüzüğü" ile karşılaşmak yerine sizi pek sevmeyecek inşaat işçileriyle yakın temasta bulunma ihtimaliniz üzülerek söylüyorum ki, kaçınılmaza yakın.

Topuklayın, derin bir nefes alın, başarısızlığınızı unutun ve burnunuzu sokacak başka bir sakıncalı arazi aramaya başlayın.Tekrar hatırlatıyorum, kolay olacağını söylemedim.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Nasıl Süper Kahraman Olunur?


Her yazımın başında olduğu gibi, sizi uyarmakta büyük fayda görüyorum.Uzunca bir süre boyunca bu blogda okuyacağınız birçok şey saçmalığın daniskasından ibaret olacak.Ara ara gerçek dünyaya döneriz belki ama bu aralar bu bloga yazılacak tüm cümlelerin amacı süper kahraman olmak isteyen siz yeni yetmelere (bir önceki cümlemle beraber okumayı bırakmamış olanlara...) tünelin sonundaki ışığı göstermek amacıyla yazılacaktır.

Yine bu uzun, acı dolu ve rahatsız edici yolculuğa başlamadan önce bir konuda daha anlaşalım.Bizim memlekette kahraman olarak nitelendirdiğimiz karakterlerin fena halde yanıldığı bir konu var ve bana şimdi değilse bile sizinle işim bittiğinde hak vereceğinize inanıyorum.

"Kahraman doğulmaz, kahraman olunur."

Eğer bu cümleyi okumaya başladıysanız, zaten okumayacağınız EULA'mı kabul etmişsiniz demektir.Bu blogla işiniz bittiğinde elinizde avucunuzda ne varsa alabileceğimi yazan bir made var 971. sayfasında.Siz bu detayı boşverin tabi ki, işimize bakalım.Önümüzdeki yazıcıklar serisi boyunca süper kahramanlığın inceliklerini tartışacağız.Henüz konu başlıklarımı net olarak belirlememiş olsam da bu blogla işiniz bittiğinde aşağı yukarı şu soruların cevaplarını biliyor olacaksınız ; 

  • Süper güçler nasıl edinilir, nerelerden bulunur?
  • Süper güç edinmeye çalışılırken nasıl hayatta kalınır?
  • Süper kahraman olmak için kendimizi nasıl motive etmeliyiz?
  • Süper güçlerim var, ille de kahraman olmak zorunda mıyım?
  • Güzel kadınlarla yatmaya ne zaman başlayabilirim?
  • Güçlerimi kullanmayı nasıl öğrenebilirim?
  • Ne gibi alet edevatlara ihtiyacım var?
  • Bu iş bana ne kadara patlar?
  • Kimliğimi gizli tutmak zorunda mıyım?
  • Tutuyorsam nelere dikkat etmeliyim?
  • Kostüm işini nasıl halledeceğiz lan?
  • Süper kahraman olmanın görgü kuralları var mıdır?
  • Başka kahramanların bana görmemiş demesi için neler yapmalıyım?
  • Etrafta bu kadar süper insan varken nasıl hayatta kalırım?
Bunlar ilk 3 saniyede aklıma gelen sorular.Bu soruların ve daha nicelerinin cevapları 3 vak'te kadar bu blog'da olacak.Sen ne anlarsın ki diyecekler de olacak elbet aramızda.Unutmamalılar ki nasıl zengin olunur ya da nasıl daha iyi bir insan olunur tarzı kitaplar yazanlar da zengin ya da mükemmel insanlar değiller.Daha önce de belirttiğim ama sizin görmezden geleceğiniz gibi, ben muhteşem EULA 'm sayesinde sizden alacaklarıma bakarım.

5 Temmuz 2012 Perşembe

The Amazing Spider-Man


Yazıma başlamadan önce bir konuda baştan anlaşalım.Az sonra okuyacaklarınız büyük ihtimalle gördüğünüz göreceğiniz en büyük Spider-Man hayranlarından birinin cümleleri.Az sonra okuyacaklarınız Spider-Man'in 50 yıllık geçmişinin aşağı yukarı %60'ını hafızasında bulunduran bir hayranın cümleleri.Yazım biraz negatif bir tavır sergileyecek olsa da filmin kötü,vasat ya da bu tarz kelimelere tanımlanabileceği anlamına gelmiyor.Aksine "ultimate" süper kahraman filmi olmak için ihtiyaç duyduğu herşeyi taşırken orta/iyi seviyede kalmış olmasına sitemdir sadece.Örümceğimin yarasayı tokatlamasını istemek en doğal hakkım değil mi en nihayetinde?

Süper kahraman filmleri ile ilgili 3-5 cümle karalayacağım zaman bu cümlelerden en az biri başroldeki elemanın oyunculuğunun pek bir boka yaramadığı üzerine olurdu mutlaka.Bu döngüyü kırmayı başarabilen yegane film Fassbender ve McAvoy'lu X:Men First Class'tı, Webb'in Spidey'si ise işi bir adım daha ileri götürüyor.Andrew Garfield durduk yerde süper güçler kazanan çocuktan süper kahramana geçişini gerek vücut diliyle, gerek mimikleriyle, gerek sesiyle muazzam yansıtıyor perdeye.Araba hırsızı sahnesindeki "garip" duruşu ile final sahnesindeki "epik" duruşu arasında dağlar taşlar kadar fark var ki, Tobey Maguire'ın Spidey'si 3 film boyunca hep aynı duruştaydı.

Emma Stone Gwen rolünde döktürdü mü, iyi miydi, kötü müydü karar veremedim.Perdede o kadar güzel, o kadar büyüleyici görünüyor ki Emma, oyunculuğu üzerine fikir yürütmeye zaman bulamıyor insan güzelliğini övmekten.Hele hele Andrew Garfield'la bir araya geldiklerinde perdeye yansıttıkları bir elektrik var ki, fiziksel olarak salona yayıldığını iddia edebilirim.Daha iyi süper kahraman filmleri çekilebilir, daha epik ilişkiler yaşanabilir ancak Andrew ve Emma'nın yakaladığı uyum an itibariyle gelmiş, geçmiş ve gelecek en iyi süper kahraman çiftini yaratmış.Marc Webb'e ve Bendis'e teşekkürü borç bilirim.Tobey ve Kirsten'ın da kulaklarını çınlatırım.

Filmin bir başka artı puanı da aksiyon sahneleri.Üçüncü boyutun ve teknolojinin her türlü nimetinden yararlanıyor Spidey.Bu filmi IMAX'te izlemeyecekseniz filmin yarısını falan kaçırıyorsunuz demektir.Akıcı animasyonlar, video oyunlarından görmeye alıştığımız hareketlerle Webb çok ideal bir Spidey profili çizmiş aksiyon sahneleri için.Fakat açık ve net olarak söylemeliyim ki koreografi konusunda Sam Raimi'den öğrenmesi gereken çok ama gerçekten çok fazla şey var.

Bunlar filmle ilgili okuyacağınız yegane olumlu cümlelerdi.Şimdi bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım...


Film ilk eksi puanını müziklerden alıyor.Fragmanlarda tercih edilen müzikler ne kadar vurucu, ne kadar adrenalin pomplamaya meyilli ise, film boyunca kullanılan müzikler de bir o kadar iğreti duruyor.Eğer müziğe benim kadar önem veriyorsanız olduk olmadık yerlerde filmden kopup "bu şarkıyı niye buraya koymuşlar lan?" sorusunu sorabilirsiniz kendinize.Sevgili Webb, 500 Days of Summer'da The Smiths'le kazandığın bütün artı puanları siliyorum Spidey ile beraber.

İkinci ve en büyük eksi puanımız ise malesef filmin kötü adamından geliyor.Sam Raimi ilk filmi çektiği günden beri Lizard'ın mükemmel bir kötü adam olacağından bahsedip duruyordum.Curt Connors'ın empati kurulabilir bir karakter olduğundan ve Richard Parker muhabbeti ile birleştirildiğinde Peter'a bir baba,önder figürü olabileceğinden bahsediyordum.Bu ilişkinin filme ve Lizard/Spidey kapışmasına büyük derinlik katabileceğinden de bahsediyordum ama...
Görünüşe bakılırsa Webb elindeki karakteri ve Rhys Ifans gibi bir yeteneği malesef harcamış ve Curt Connors'tan biraz basit bir Doc Ock klonu çıkarmayı uygun görmüş.Son derece yüzeysel bir deli bilim adamı profili çizmişler Connors için.Üzücü.Kötü adam nasıl yaratılır, nasıl yetiştirilir konusunda da Webb'in Sam Raimi'den öğrenmesi gereken şeyler var (Spider-Man 3'ü hepimizin hafızalardan sildiğine inanarak konuşuyorum...).

Üçüncü eksi puanımız ise suçlunun kim olduğunu bilmediğimiz ancak Türk sinema izleyicisi olarak artık malesef alışkın olduğumuz bir konu.Filmin büyük bir kısmı süreyi kısaltabilmek amacıyla kesik yemiş.Bu durum Sony'nin Webb'in ya da yayıncı kuruluşların suçu olabilir.Fragmanlarda kullanılan birçok sahnenin izlediğimiz filmde kullanılmadığını fark etmişsinizdir.Kanımca kesik yiyen sahneler bunlardan ibaret değil keza bazı sahnelerde "bu nereden çıktı şimdi?" sorusunu sordum kendi kendime.Sorularımın bir kısmını fragmanlarda izleyip filmde izleyemediğim sahneler tamamlarken, geri kalan kısmını da hiç izleyemediklerimin tamamladığına bahse girebilirim.Blu-Ray yayınlandığında bu teorim büyük ihtimalle doğrulanacak.

Filmin dördüncü ve bir başka büyük eksi puanı senaryo ve mantık açıkları/hataları.Bunlardan şimdi bahsedip filmin içine etmeyi düşünmüyorum.Bu haftasonunun bitimindefilme biraz verip veriştireceğimi de önden önden bildiririm.

29 Mayıs 2012 Salı

ORE WA GUNDAM!



Yolunuz buraya kadar düştüyse konseptten az çok haberdarsınızdır.Gundam kelimesinin net açılımını ya da neden bu ismi aldıklarını hatırlamıyor olsam da Gundam Unicorn'a başlamadan önce bu yazıyı ziyaret etmeniz Gundam UC deneyiminizi oldukça etkileyecektir diye düşünüyorum.

Net tarihlerle ve isimlerle konuşabilecek kadar iyi olmasam da gelin Gundam hikayesinin geçmişine bir bakalım.Neymiş bu elemanların olayı?

*1979'dan bu yana çekik gözlü kardeşlerimizin hayatında önemli yer tutuyor bu devasa makineler.Öyle böyle değil hem de.Öyle çok seviyorlar ki bu arkadaşları şimdi ismini hatırlamadığım bir şehirde life-size bir RX-78-2 heykeli yapmışlar.Takribi 22 metre boyunda bu heykel.Bizim bu boyutlarda bir Atatürk'ümüz bile yok.

*1979'dan bu yana birçok alternatif evrende boy gösterdi bu dev makineler.Birçoğu pek tutulmadı ve hayranlar isimlerini bile anmak istemiyorlar.Yeni başlayacaklar için Gundam 00 ve Gundam Seed/Destiny iyi birer çıkış noktası olabilir.

*Çekik gözlü kardeşlerimizin resmen hayatlarını işgal etmekte olan evren Gundam Unicorn hikayesinin de geçtiği Universal Century evreni.Gerçekten sararsa yaklaşık 50 yıllık materyal var elinizde izlenebilecek!

*Tüm Gundam evrenlerinde hikayenin özü ve konsept aynıdır.İnsanlık dünyadaki kaynakları tüketme noktasına gelir, biraz da mecburiyetten uzaya açılma durumu çıkar ortaya ve ortalık karışır.Bazen uzaya çıkma yarışından dolayı, bazen uzaydakilerle, bazen dünyada kalanlar arasında, Gundam 00'a has olmak üzere de uzaylılarla çetin savaşlar yaşanır.

*Çoğu Mecha'nın aksine Gundam evrenlerinde kullanılan "Mobile Suit"ler ve kullandıkları alet edevatlar o günün teknolojisiyle üretilebilir ya da üretilebilme ihtimali olan aletlerdir (Gundam 00'ı bu noktada biraz istisna tutabiliriz).Hatta UC (Universal Century) evreninde yakıt olarak kullanılan "Minovsky Particle"lar üzerinde şu sıralar NASA'nın çalışmakta olduğu rivayet edilir.

*İlginizi çekerse UC evreninde kullanılan teknolojiler üzerine şöyle bir sayfa var.Ben üşendim hepsini okumadım belki siz okursunuz. http://en.wikipedia.org/wiki/Universal_Century_technology

*Gundam'ların insan formunda tasarlanmaları ne Voltron'a özenmelerinden ne deestetik sebeplerden kaynaklanıyor.Mobile Suit'lerin birbirlerine ateş açmaktan fazlasını yapabilmeleri, birçok ihtiyaçlarını kendi kendilerine karşılayabilmeleri ihtiyacı sebebiyle insan formundalar.Uzun uzadıya anlatamayacağım, yukarıda verdiğim wiki sayfasında daha detaylı bir açıklama vardı yanlış hatırlamıyorsam.

*İstisnasız tüm Gundam evrenlerinde esas oğlanın kullandığı Mobile Suit beyaz ağırlıklı olmak üzere sarı/mavi ve kırmızı renkleri içerir. Kötü adam olarak tanımladığımız elemanın kullandığı Mobile Suit ise genelde kırmızı renklidir.

*Gundam serileri birbirini kesip biçen devasa robotlar üzerine olsalar da savaş karşıtı bir tavır sergilerler.Hemen hemen bütün Gundam serileri aksiyondan ziyade dram ağırlıklıdır ve savaşın pek te hoş bir olay olmadığını şiddetle vurgularlar.

*Gundam kelimesinin net bir açılımı yok.Gundam 00 hariç tüm evrenlerde farklı isimler için bir akronim olarak kullanılıyor fakat wiki'lemek bedava.00 evreninde ise Gundam kelimesinin net açılımı asla yayınlanmadı.

*Gundam ismini taşıyan "Mobile Suit"ler tüm Gundam evrenlerinde savaşın yönünü değiştirme potansiyeli taşıyan, hasımlarına nazaran çok daha kuvvetli olan makinelerdir.Esas oğlanlar da kullandıkları zırhlıların bu yönünü benimseyip "ORE WA GUNDAM!" (Ben Gundam'ım!) sözünü dillerinden eksik etmezler.Bunun da şu ana kadar tek istisnası Gundam Unicorn'un pilotu Banagher Links.Final sahnesine sakladıklarından şüpheleniyorum.

Gundam'larla ilgili bilmeniz gereken genel bilgiler bunlardı.Yukarıdaki 3-5 satırı okuduktan sonra Gundam Seed/Destiny veya Gundam 00 izleyebilecek kıvama gelmişsiniz demektir.Nispeten daha az yabancılık çekersiniz en azından.

Peki ya Universal Century? Peki ya Unicorn? Henüz sıkılmadıysanız şöyle buyurun...



Unicorn 90'ların ortalarından beri Universal Century'de geçen ilk Gundam materyali.Daha önceki serileri izlemiş biri Unicorn'a başlıyorsa minimum 30'lu yaşlarda olması gerektiğini varsayıyorum.Gundam fenomenini başından beri takip eden birinin ise Unicorn'un final bölümünü göremeden hakk'ın rahmetine kavuşacağına iddia basabilirim.

Universal Century (UC) her ne kadar 50 küsür yıllık bir tarihe sahip olsa da, bugüne kadar yaşanan olaylardan tarih kitabı falan çıkabilecek olsa da, Unicorn'u izlemeye başlamadan önce bilmemiz gereken şeyler o kadar da uzun boylu değil.

UC'de herşey insanların dünyadaki kaynakları oldukça kısıtlı hale getirip uzaya transfer olması ve kolonileşmesiyle başlıyor.Kolonileşme derken öyle Star Trek, Star Wars kıvamında değil, Güneş sisteminden hatta ve hatta Dünya ve yörüngesinden çıkmadan kolonileşiyorlar efendi efendi.

Gel zaman git zaman bu kolonilerde yaşayan insanlar çoğalıyor, teknoloji ilerliyor, kolonilerde yaşayan insanlar çocuk sahibi oluyor.Uzay ortamında doğan çocuklar biribirleriyle evleniyor, onlar da çocuklar yapıyorlar.Sonra bilim adamının biri çıkıyor ve bombayı patlatıyor.Ulan bu yeni nesil çocuklar dünyadaki çocuklara pek benzemiyorlar.

Uzay ve koloni ortamında doğup büyüyen çocukların beyin aktivitelerinin dünyadaki muadillerinden daha hızlı olduğu, bedenlerinin daha bir çevik daha bir kuvvetli olduğu gözlemleniyor.Yine gel zaman git zaman bu uzaylı bebeler doğal olarak Magneto sendromuna kapılıp kendilerine de NEWTYPE ismini verip isyan bayrağını çekiyorlar.Biz daha iyiyiz, biz daha güzeliz, o zaman tahtta da biz oturmalıyız diyerekten.

Dünya'daki insan v1.0'lar bu durumdan pek hoşnut olmuyorlar ama ne fayda.Newtype biraderler Char Aznable önderliğinde Dünya'ya saldırmaya başlamışlardır bile.İnsan v1.0'lar işlerin sarpa saracağını fark edemeden bugün "One Year War" ismini taşıyan savaş başlıyor.Tanklar, toplar, tüfekler, uçaklar vesaireler cartlar curtlar derken kıran kırana ilerleyen savaşta Newtype biraderler "Mobile Suit" ismini taşıyan hileye başvuruyorlar.

Bu devasa mekanik yaratıklar bizim bildiğimiz silahların aksine insan formunu taşıyorlar.Ve her türlü ihtiyaçlarını kendileri karşılayabiliyorlar.Tankları topları siklemiyor, uçakları düşürüyor, yollarına çıkan enkazları kendileri temizliyor, bombalanacak bir yer varsa kelimenin tam anlamıyla bombayı kendi elleriyle yerleştiriyor ve açıklanamaz bir şekilde Dünya'lıların silahlarından çok daha çevikler.Yani, devasa bir makinenin olabileceği kadar çevikler.Haliyle Dünya'lıların canına okuyorlar savaş boyunca.

Savaş devam ederken Dünya'lı bilim adamları da boş durmuyorlar tabi.Göte bala indirdikleri Mobile Suit'ler ve pilotları üzerinde türlü çalışmalar yapıyor, kendi makinelerini üretebilmek için var güçleriyle mücadele ediyorlardı.Savaşın son safhalarında da başarılı oluyorlardı.

Savaş ha kaybedildi ha kaybedilecek derken, Dünya'lı bilim adamları kendilerine ait ilk Mobile Suit'i üretiyorlar.Adını GUNDAM koydukları bu alet, Newtype biraderlerin ürettiği modellerden çok daha kaliteli çıkıyor ve girdiği her çatışmayı Dünya'nın lehine çeviriyordu.Newtype'lar kendisini pek bir kıskandığından, uzunca bir süre GUNDAM efendiye "White Devil" adını koyuyorlardı.

GUNDAM efendi büyük bir çaba sarf etmesine rağmen savaşı çevirmeyi başaramıyor ve Newtype'lar Dünya'yı ele geçiriyordu.Bu süreçte Newtype yönetiminden pek hoşlaşmayan Dünya'lı bilim adamları ve askerler senaryo bu ya, yeraltında inzivaya çekiliyor.GUNDAM'ları geliştirmek, Newtype'lara kafa tutabilecek klasmanda insanlar üretmek (bkz. Captain America) gibi gayelerle hummalı bir çalışmaya girişiyorlardı.

Gel zaman git zaman, yer altındaki insanlar Dünya'yı yönetmekte olan Newtype'lara kafa tutabileceklerine kanaat getiriyor ve saldırıya geçiyorlar.İnsanlar GUNDAM'ların ve yakaladıkları Newtype'ların genlerinden klonladıkları insan v2.0'ların yardımıyla Dünya'yı Newtype'lardan geri alıyor ve Newtype'ların lideri Char Aznable'ı da ele geçirip katlediyorlardı.Terörist malum.

Liderlerini kaybeden Newtype'lar çok zeki ve çok çevik olduklarından ve herkes kendini lider olabilecek kıvamda gördüğünden hemen kendi aralarnda çatışmaya başlıyorlar ve kelimenin tam anlamıyla derebeyliklerine bölünüyorlar.Senaryo bu ya, bitmiş olması gereken savaş iyice kızışıyor.Dünya ahalisi zaten büyük fedakarlıklarla kazandıkları bir savaşın ardından bir de dört bir cepheden birbirleriyle ve Dünya ile savaşan Newtype'larla uğraşmak zorunda kalıyorlardı.

Unicorn öncesinde status-quo 3 aşağı 5 yukarı böyle...

Unicorn E.F.S.F (Earth Federation Special Forces)'nin çok özel bir projesi kapsamında uzaydaki Mobile Suit'lerin komutanı olması üzere tasarlanıyor.Bilinen tüm Mobile Suit'lerden daha üstün bir alet olarak tasarlandığından falan bahsetmeme gerek yok sanırım.

Newtype'ların şu anki lideri "Full Frontal" ismini veriyor kendine ve bulabildiği her fırsatta E.F.S.F. güçlerine saldırıyor.Bizzat kendisinin kullandığı bir diğer süper Mobile Suit var ve dünyalılar bu arkadaşa "Red Comet" diyorlar.

Char Aznable'ın geri döndüğü ve Red Comet'ı kullandığı üzerine dedikodular var.

Dünya'lılara Dünya'yı geri kazandıran savaşta büyük rol oynayan klonların da başına ne geldiğinden veya nerelerde olduklarından da kimsenin haberi yok.

Unicorn deneyiminin arka planını spoiler vermeden ancak ve ancak bu kadar yazabildim.Gerisi size kalmış...